FUTBOL ve TOPLUM

FUTBOL ve TOPLUM Her toplumun kendine özgü birçok özelliği vardır. Gelenekleri, tutkuları, alışkanlıkları o toplumun genel yapısını belirler. Kültür düzeylerine göre değişik özelliklere sahip toplumların bazı konulara karşı duyarlılıkları da değişiktir. Bazı ülkelerin gerekli saydığı konular, bazıları için hiç önemsenmeyebilir. Değer yargılarındaki bu değişiklik, herhangi bir konuya karşı ilgiyi de o ölçüde arttırır ya da azaltır. Sporla ilgilenen toplumlarda bu eğilimin kökeninde bazı olgular aranmalıdır. O toplumun yaşam felsefesi, kültür düzeyi, moral gücü sporla olan ilişkisinde önem kazanır. Çağdaş toplumlar sporu yaşamın bir gereği sayarken, bazı sorunlarını çözememiş bunalımlı toplumlar ise sporu hep göz ardı ederler. Spora yaklaşım biçimi o ulusun genel yapısını yansıtır, çağdaşlığının ölçütü olur bir yerde Küre şeklindeki yuvarlak cisimler, ilk çağlardan bu yana hemen her tür oyunda topun yerini tutmuş, insana topla oynama zevkini ve heyecanını aşılamıştır. Hemen her coğrafi bölgeden, her ırktan ve din grubundan insanın böylesine ilgi gösterdiği top, yirmiye yakın spor dalının oyun aracı olmuş, futbol da bunların arasında ilk sırayı almıştır. Biri kaleci olmak üzere, on birer kişilik iki takım arasında oynanan, küre biçimindeki özel bir topun, eller ve kollar kullanılmadan (kaleciler hariç), ayak, kafa ve vücudun diğer bölümleriyle vurulup rakip kaleye sokularak sayı (gol) yapılmasına dayalı bir oyun olan futbol, çağımızın en sevilen spor dalı olarak kabul edilir. Bunda futbol oynayabilmek için özel bir vücut yapısına gerek olmamasının, çok kişi ile oynanmasının, seyir zevki vermesinin ve temelde yüz yıldır değişmemiş oyun kurallarının etkisi vardır. Futbolun bu derece sevilmesi, onun önemli bir endüstri kolu haline gelmesine de sebep olmuştur. Bugün, futbol başlığı altında tüm dünyada oynanan ve oynandığı her ülkede, milyonlarca insanı statlara ve televizyon ekranlarının başına çeken bu spor dalının beş yaygın türü bulunur. Bunlar: Amerikan futbolu, Avustralya futbolu, Gal futbolu, Kanada futbolu ve Klasik futboldur. Bugün bütün Dünyada yaygın olarak oynanan futbol klasik futboldur Yediden yetmişe herkesin hem oynamaktan, hem izlemekten zevk alacağı bir spordur futbol… Kuralları son derece basit olan bu oyunda favori hiçbir zaman büyük konuşamaz. Sürprizler futbolun tuzu biberidir. Galibin önceden kestirilememesi, milyonların meşin yuvarlığın peşine takılmasında çok büyük rol oynamıştır. Diğer spor dallarında ya da yaşamın diğer alanlarında “Kaderi” çoğunlukla önceden belirlenen “küçükler” futbol sahasında umut bulurlar. Bu nedenle bu basit oyunun popülaritesi inanılmayacak boyutlara ulaşmış, futbol günümüzde dünyanın her köşesinde işçileri ve işverenleri olan dev bir endüstri haline gelmiştir   Ulusal Moral Açısından Futbol   Hemen her alanda olduğu gibi spor konusunda da başarı sağlamak için tüm uluslar yoğun uğraş içindedirler. Olanaklarını iyi değerlendirerek üstünlük kurmak, güçlerini kanıtlamak üzere uluslararası yarış giderek hızlanmıştır. Spordaki başarı da bir yerde o ulusun moral kaynağı olmaktadır. Bu olguyu tarihsel süreç içerisinde yorumladığımızda ulusal şovenizmin, spora ne kadar ters düşerse düşsün giderek körüklendiğini gözlemleyebiliyoruz. Yazgıda ve tasada bir ulusların, tarihsel birikimlerinden kaynaklanan bu olgu günümüzde fazla bir değişikliğe uğramış sayılmaz. Bu alandaki çabaların odak noktasını, öteden beri olduğu gibi yine “ üstün olma” “ başarılı görünme” isteği oluşturmaktadır. Bunun bir uzantısı olarak da ülkelerde bölgeselcilik olgusunun alevlendiğini görmekteyiz. Bunun doğal sonucu olarak da, sporda başarısız olan uluslar bunu onur sorunu yaparak yersiz komplekslere kapılmaktadırlar . Günümüzde spor dalları arasında en çok ilgi görmesi ve dünyada geniş kitlelere ulaşabiliyor olması nedeniyle futbolda özellikle uluslararası elde edilen başarılar toplumun tümünün başarısı sayılmakta, büyük bir zafer  kazanılmışçasına milli birlik ve beraberliği sağlamaktadır. Zaferleri, başarıları herkes paylaşmak ister. Bütün insanlar başarısızlıklara, yenilgilere ortak olmaktan kaçar. Zaferler herkese bir pay verir, toplum kesimlerini birbirlerine yaklaştırır, aidiyet duygusunu kuvvetlendirir, toplumu ferahlatır. Yenilgiler tam tersi bir etki yapar. Toplum kesimleri arasındaki ilişkileri gerer, yaşama sevincini öldürür, insanları kaderlerini kötü gördükleri ortak kaderden ayırma arayışına iter. Aralarında çeşitli ihtilaflar bulunan toplum kesimleri ancak bu ihtilafları ve mahalli kimlik farklılıklarını aşacak bir üst değer, olay ve kimlik ile biraraya getirilir; ortak bir hissediş ve anlayış içine sokulur. Galatasaray’ın başarısı buna iyi bir örnek olmuştur. İnsanlar, Kürt-Türk, köylü-kentli, mümin-dinsiz, İslamcı–Laisist, fakir- zengin farklılığını önemsemeksizin başarıya ortak olmuş ve sevinci hissetmiş, yaşamış ve zafer etrafında birleşmiştir. İtalya’da 1990 Dünya Kupası’nda, Kamerun takımı oynadığı oyun ve sempatik futbolcularıyla bütün dünyanın ilgisini üzerine çekmiştir. Kamerun’lu futbolcu Roger Milla daha sonraları yaptığı açıklamada,Dünya Kupası’ndan aklında kalan en değerli anının, Arjantin’i yendikleri maçtan sonra Kamerun Devlet Başkanı Paul Biya’nın diğer devlet başkanlarıyla el sıkışması olduğunu söylemişti. Milla France Football’a,  “Sizce de güzel değil mi?” diye sormuştu. “Maçtan zaferle çıkan Afrikalı bir devlet başkanı, diğer devletlerin başkanlarını gülümseyerek selamlıyordu!” dergi bunun futbolla ilgili bir görüntü olmadığını söyleyerek itiraz edince Milla hemen yanıtlamıştı: “ Küçük bir ülke, futbol sayesinde bir anda büyüyüverdi”   Sovyetler Birliği döneminde, Erivan Ararat bir maç kazandığı zaman taraftarların slogan atarak Erivan sokaklarında dolaşmaları adet halini almıştı. En sevdikleri slogansa “Ararat” dı.Bu sözcüğün iki anlamı vardı: Ararat hem futbol, hem de yine bir zamanlar Ermenistan’a ait olduğu iddia edilen ama halen Türkiye topraklarında bulunan bir dağın adıydı   İngiliz futbolcu Paul Gascoigne, 1990 Dünya Kupası’nın ardından bütün Britanya halkının hayranlığını kazanmıştır. Hiç kimse bu kısa boylu ve şişman futbolcuya artık Gascoigne demiyor. Dünya Kupası’ndan bu yana herhalde annesi bile ona “Gazza” diye hitap ediyordur.Her ülkenin, hakkettiği kahramanları vardır. Peki ama İngiltere neden Gazza’ya tapıyor? Ancak şu kadarı açık ki Gazzamani, İngiltere ile Almanya arasında Torino’da yapılan Dünya Kupası yarı final maçından sonra ortaya çıktı. Maçın bitmesine sadece birkaç dakika vardı ve Gascoigne son derece gereksiz bir faul yaparak sarı kart gördü. Böylece final maçında oynama ümidini yitirmiş oldu. Gazza o anda ağlamaya başladı. TV kameraları bu görüntüyü kusursuz bir şekilde yakaladılar ve o anda milyonlarca İngiliz’in TV seyrederken oturdukları koltuklar da gözyaşlarıyla ıslanmaya başladı. Hatta Gazza’nın gözyaşları, entelektüel bir Kanal 4’ü de o kadar etkilemişti ki daha sonra herkesin önünde ağlayabilen erkekler hakkında belgesel bir dizi bile yaptılar.   Ulusal Karakterin Futbola Etkisi Toplumların tarihsel birikimi, kültürü, ekonomik verileri, yönetim biçimleri, her toplumun kendine özgü genel bir yapısının ve ulusal karakterinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Dünyanın her ülkesinde oyun kuralları aynı olan futbol sporunda oyun taktik ve teknik farklılıklarının temel sebebinin farklı ulusal karakterlerin varoluşu olduğu düşünülebilir.                         Günümüzde Brezilya yanında Fransa ve Hollanda futbol takımlarınca da oynanan Brezilya tarzı futbolun ortaya çıkışı, Brezilya kültürü incelendiğinde daha açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Oynanan futbolu görünce, Brezilya tarzının halkın doğasında olduğunu hissedersiniz. “Malandro” Brezilya folkloruna ait bir figür. Disiplinin sıradan insanlar için iyi bir şey olduğuna inanıyor ama “Malandro’nun disiplin altına girmesi mümkün değil. O bir dolandırıcı, bir düzenbaz. Tek başına çalışır ve hiçbir kurala uymaz. Gerçek şu ki, Brezilyalılar kendilerini “Malandro” olarak görürler: O ulusal karakteri temsil eder. Klasik anlamda “Malandro” siyahtır ve siyahların ata sporu olan “capoeira” da ustalaşmıştır. “Capoeira” bir dans aynı zamanda bir spor da… Brezilya futbolu da öyle Avrupa’da yaygın bir inanışa göre, Afrikalılar asla idman yapmazlar ve taktikleri yoktur. Onun yerine büyü kullanırlar. Afrika takımlarının hemen hepsi (gerçi Zaire Futbol Federasyonu bir keresinde bunu yasaklamıştı ama) muti ya da juju yapmaktadır. Zambia’da, Profund Warriors uzun bir süreden beri kendi sahasında maç kaybetmiyordu. Bunun üzerine maç yapmak için oraya gelen takımlar, soyunma odalarını kullanmayı bırakıp üstlerini minibüste değiştirmeye başladılar. Stada ana kapıdan girmemek için sahaya çitin üstünden atlayarak girme yolunu seçtiler ve Profund birdenbire kendi sahasındaki maçları kaybetmeye başladı. Çok zengin olan Güney Afrika takımları, deplasmana gittikleri zaman büyücülerini de götürürler ve birçok ülkede bu büyücüler, futbolculardan daha çok para kazanır   İngilizlere ait bu sporun bazı kuralları vardı. Eğer bir oyuncu verilen taktiğe karışırsa “futbolun itibarını zedelemiş” olurdu. Antrenörüyle tartışırsa,başka bir kulübe satılırdı. Bir İngiliz oyuncu, üstlerine itaat ederdi çünkü o bir askerdi. Genelde futbolun tüm özelliklerini iki ayrı alanın birinden aldığına inanılır; ya sanattan ya da savaştan. Brezilya futboluna “samba ritmi” hakimdir, İngilizlerse “savaşçı bir ruha” sahiptirler.İngilizlerin çoğu “asker futbolcu” oldukları için, kafaları kırılsa bile maça devam edebilirler. İngiliz sisteminde futbolculara tartışma fırsatı hemen hemen hiç verilmez, en ufak bir görüş ayrılığı yoktur. Bu yüzden de dünyadaki en iyi takım ruhu burada bulunur. Son 20 yıl boyunca küçük ülkelerin hiçbiri (büyüklerden de Almanya, Brezilya ve Arjantin dışındakiler) Hollanda kadar çok maç kazanamadı. Bunun en önemli nedeni Hollandalıların çok konuşmaları sayesinde futbolu, şu anda oynadıkları gibi oynamaları. Diğer ülkelerle aradaki fark Hollanda işçi sınıfının kültür yapısından kaynaklanıyordu. Hollanda işçi sınıfı tartışmaya çok değer verir. Hepsi Kalvinisttir (hatta Katolik Hollandalılarda bile güçlü Kalvinist özellikler görülür). Calvin inananlara, Rahiplere aldırmamalarını, İncil’i kendi kendilerine okumalarını önermişti. Bu yüzden 20 yaşındaki bir Hollandalı futbolcu kendisinin de gerçeği, antrenörü kadar bilmesi gerektiğini düşünür  Futbol ve Fanatizm Futbol, seyirlik bir spor olması ve kitleleri peşinden sürüklemesi özelliği ile diğer branşlardan farklılık göstermektedir. Psiko-Sosyal açıdan bakıldığında, seyircilerin günlük hayatlarının dışına çıkarak farklı kimliklerle bu faaliyetlere katıldığı gözlenmektedir. Futbol müsabakaları, özellikle kalabalıklar içinde şahsiyetin kaybolması ve çeşitli dış uyarıcıların etkisiyle çeşitli arzu edilen veya edilmeyen toplu olayların meydana geldiği bir ortam olmaktadır. Özellikle, seyircilerin toplu olarak karşı takım seyircilerine yönelik olarak (etik kurallar dahilinde) yaptığı tezahüratlar, bir çeşit boşalma işlevi görmektedir. Toplumsal kuralların dışına çıkmayan sözlü sataşma, karşı grubu çeşitli yönlerden itham etme, hakeme yönelik davranışlar ve benzerleri bu çerçevede sayılabilir. Anılan yaklaşımdaki dikkate değer nokta bireylerin bu saldırgan davranışlarını legal yoldan ifade edememesi halinde, günlük hayatlarında illegal şekillerde (suç işleme, saldırganlık vs.) dile getireceğidir. Araştırma sonuçlarına göre, özellikle daha fazla olay çıkarma ve saldırganlık gösterme eğiliminde olan kesimin, statlara daha fazla gelen kesim olduğu ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda bu kişilerin yanlarında başkalarına zarar verme amacıyla kesici veya delici cisimler de getirme eğiliminin daha fazla olduğu görülmektedir. Tahrik edici unsur olarak hakemlerin diğer seyirciler ve sporculardan daha etkili olduğu görülmektedir Sporcuların kişiliklerine etki eden sebeplerin başında seyircilerin sözlü ve bazen fiili saldırıları gelmektedir. Saldırıların nedeni karşılaşmalarda alınan kötü sonuca sebep olmaktır.Bu şiddet ve fanatizm, sporcuların sahip olduğu kabiliyet, çalışkanlık, özveri gibi yaşadığı bir takım zorlukları da unutularak, onları adeta suç işlemiş toplum düşmanı gibi telakki edilmesine sebep olmaktadır. Oysa sporcuların yaptığı uğraşı tamamen dostluk ve barışın yaygınlaşmasına yönelik bir çalışmadır. Bu  fiili gerçekleştiren kişilerin cezalandırılmasına yönelik maçların yapıldığı yerden uzaklaştırılması sağlanmalıdır Yıllarca futbol oynamış, özellikle Fenerbahçe futbol takımı forması altında başarılara imza atmış, şu anda ise Adanaspor teknik Direktörlüğü’nü yapmakta olan Rıdvan Dilmen’e hem futbolcu hem de bir yönetici olarak futbolun toplum üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini sorduğumda “Futbolun insanları biraraya getiren yönüyle toplum üzerinde birleştirici etkisi bulunmaktadır. Futbolda bir tutku bir heyecan vardır, bu nedenle toplumları peşinden sürükler.Bu olumlu etkilerin yanında olumsuz yönleri de vardır. Akdeniz ülkelerinde, İspanya, İtalya, Türkiye hatta Güney Amerika ülkelerini de buna katabiliriz, yani daha sıcak kanlı insanların yaşadığı ülkelerde futbol sevgisi insanları intiharlara bile götürebilmektedir. Eski Doğu Almanya, Finlandiya gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde daha profesyonel bir anlayış hakimdir.” demiştir. Türkiye’de futbolda yaşanılan saldırganlık ve fanatizm olaylarının sebepleri ve bunun sporcular üzerinde yarattığı etkileri sorusunu ise: “Bugün Türkiye’de futbolda yaşanılan kötü olaylarda medya ve yöneticilerin etkisi büyüktür. Türkiye’de en çok taraftara sahip iki büyük kulüp olan Fenerbahçe ve Galatasaray yöneticilerinin birbirlerine hakaret etmeleri sonucunda seyirciler etkilenmektedir. Türk seyircisinin kültür ve eğitim seviyesi de etkili olmaktadır. Toplumun medya ve diğer araçlarla eğitilmesi gereklidir. Sahalarda “ölümüne” diye tezahüratlar yapılmaktadır. Taraftar futbolcu ve antrenöre hakaret  ederek ve fiziksel saldırıda bulunarak rahatlamış bir şekilde evine gitmektedir. Kaybetmek hiç kimsenin hoşuna gitmez, bir futbol adamı olarak her mağlubiyetin sonrasında manevi yönden büyük üzüntü duymaktayım oysa futbol seyircisi bizim o kadar üzülmediğimizi düşünmektedir. Saldırıların temel nedeni de sanırım budur.” şeklinde cevaplamıştır      Rıdvan Dilmen ile yapılan bu röportaj, Türkiye’deki fanatizmin genel profilini çizmektedir. Dünya futbol literatüründe ise fanatizm ve holiganlık denilince akla ilk gelen, İngiliz taraftarlar olmaktadır. 1985 yılında Belçika’da oynanan Liverpool – Juventus maçında İngiliz holiganların başlattığı olaylar sonucunda 33 futbolseverin ölümü, yine 1989 yılında İngiltere Sheffield Stat çıkışının tıkanmasıyla 95 kişinin hayatını kaybetmesi, İngiliz taraftarların günümüzde de kendi ülkeleri dışındaki saldırgan tutumları holigan olarak tanınmalarına neden olmuştur. 1990 yılında yapılan Dünya Futbol Şampiyonası’nın en belirgin iki özelliği, aşırı hatalar ve aşırı sertlik oldu. Dünyanın en seçkin futbolcuları, amatör futbolcuların bile yapmayacağı hataları yaptılar ve zaman zaman eski Roma gladyatörlerini aratmayacak kadar sert bir futbol oynadılar. Bunun nedeni şuydu: Dünya Futbol Şampiyonası’nın finalleri oynanıyordu ve bu yüzden hepsi de kazanmak istiyorlardı; hem de ne pahasına olursa olsun! Futbolda centilmenliği, başta yöneticiler ve politikacılar olmak üzere herkes unutmuştu, amaç tekti: Kazanmak. Böyle bir ortamda ise bazı toplum ve insan değerlerinin ikinci plana atılması kaçınılmazdı. Sürekli olarak kazanmak zorunda olmak, futbolu bir spor, bir oyun olmaktan çıkardı. Bir yaşam kavgası haline getirdi Bundan sonraki ilk Sırbistan-Hırvatistan ya da Bosna Hersek-Sırbistan maçında her şey değişebilir ama şu an için Avrupa Futbolunda en büyük düşmanlık Hollanda-Almanya maçlarında yaşanıyor. Her şey 1988’in bir yaz gecesinde Hamburg’da oynanan Avrupa Şampiyonası yarı final maçında, Hollanda’nın Almanya’yı 2-1 yenmesi ile başladı. O salı gecesi Hollanda’nın bağımsızlığına kavuştuğu günden beri görülen en büyük toplu gösteri yaşandı. Savaş sırasında Almanya, Hollanda’yı beş yıl süreyle işgal etti ve Hollandalılara göre hepsi direniş örgütü üyesiydiler.Tabii doğal olarak Hamburg’da yaşanan o gece, aradan geçen onlarca yılı silip süpürmüştü. Hamburg’dan sonra Hollandalıların da en az Almanlar kadar sert ve çirkin oynadığını söyleyen Gullit olmuştu ama acımasız Hollanda basını ilk defa bundan şikayetçi değildi. Yapılan fauller alkışlanmış, hatta kutsanmıştı, çünkü hepsi direnişin gereği davranışlardı Türkiye’de genç-yaşlı, erkek-kadın, yoksul-zengin ayrımı yapılmaksızın her türden insan, gün geçtikçe artan sosyal, ekonomik sorunları, ülkede derinleşen kültürel bunalımı, bir futbol karşılaşmasında alınan galibiyetle bir anda unutabilmektedir. Futbol maçı sonucunda caddelerde sokaklarda başlayan sevinç gösterileri, taşkınlık ve saldırganlığa dönüşmekte, hatta bilinçsizce sıkılan silahlar, birçok insanın ölmesine neden olmaktadır. Saldırganlık eğilimlerinin azaltılması amacıyla, öncelikle fiziksel saldırganlığa veya çeşitli karşı tepkilere yol açabilen küfürlü tezahüratın önüne geçilmesi gerekmektedir. Bu amaçla bayan  izleyici sayısının arttırılması ve teşvik edilmesi faydalı olacağına inanılmaktadır. Ayrıca stada gelirken bir kez kesici veya delici alet getirenlerle, çeşitli olaylar çıkaranların belli sürelerle statlara alınmaması ve teşhir edilmesinin de caydırıcı olabileceği düşünülmektedir SONUÇ Futbol; zengin-fakir, kültürlü-kültürsüz, genç-yaşlı demeden bütün dünyayı peşinden koşturan bir kültür haline gelmiştir. Bu kültür tarihsel birikim, siyasal olaylar, etnik ayrım, ulusal karakter ve moral gibi unsurlardan oluşmaktadır. Futbol, uluslar açısından neredeyse bayrak, milli marş gibi önem kazanmış, uluslararası alanda kazanılan bir futbol müsabakası milli bir zafer olarak bütün ülkede kutlanır olmuştur. Günümüz toplumlarında ekonomik kaygıların herşeyin önüne geçtiği düşünülürse, futbolun da yine bu sektörden para kazanan insanların ekonomik menfaatlerini artırmak için desteklendiği gerçeği de gözardı edilmemelidir. Futbolun, herşeye rağmen bir spor dalı olduğu unutulmamalıdır. İnsanların futbolu uluslararası alanda bir temsil aracı olarak görmeleri güzeldir ancak, futbolun bazen ölümle bile sonuçlanabilen olaylara neden olmaması gerekir. Bu, sporun ruhuna aykırıdır. Türkiye’de bir çok sıkıntının yaşandığı günümüzde, insanların milli birlik ve beraberlik duygularını sadece futbol maçlarından sonra değil, ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda da sorunların aşılması için ortaya çıkarmaları gerektiği inancındayım.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !